Endokrinoloji pratiğimde en sık değerlendirdiğim hastalıkları ve metabolik sağlık alanlarını aşağıda bulabilirsiniz. Başlıkların her birinden detaylı bilgiye ulaşabilir, size uygun değerlendirme için randevu planlayabilirsiniz.
Hastalar tarafından en sık araştırılan ve başvurulan konular
Kalıcı kilo yönetimi, GLP-1 ve modern tedavi yaklaşımları
Kan şekeri kontrolü, kilo ve diyabetik komplikasyon yönetimi
Kilo verememe, açlık krizleri ve metabolik değerlendirme
Hipotiroidi, hipertiroidi, haşimato ve tiroid nodül takibi
Adet düzensizliği, tüylenme ve insülin direnci yaklaşımı
Bel çevresi, kolesterol, tansiyon ve şekerin birlikte yönetimi
Başlıklar kategori bazında düzenlenmiştir. Aradığınız konuya listelerden hızlıca ulaşabilirsiniz.
Endokrinolojik hastalıkların kalıcı tedavisi sadece reçete yazmakla bitmez. Beslenme, egzersiz, psikolojik durum ve medikal tedavinin bir bütün olarak entegre edildiği uzman ekibimizle yanınızdayız.
Endokrinoloji Uzmanı
"Hastalığı değil, hastayı bütün olarak değerlendiriyor ve güncel bilimi referans alıyoruz."
Detaylı Bilgi →
Diyetisyen
"Metabolizmanıza özel tıbbi beslenme protokolleri ile tedaviyi mutfakta destekliyoruz."
Detaylı Bilgi →
Antrenör
"İnsülin direncini kırmak ve kas kütlesini korumak için klinik egzersiz planlıyoruz."
Detaylı Bilgi →
Klinik Psikolog
"Yeme bozuklukları ve kronik hastalık stresiyle başa çıkmada psikolojik destek sunuyoruz."
Detaylı Bilgi →
Tıbbi Sekreter
"Randevu, tetkik ve tüm operasyonel süreçlerinizi eksiksiz takip ediyoruz."
Detaylı Bilgi →İlgi alanımızdaki tüm hastalıklar hakkında hastalarımızın en sık sorduğu soruların bilimsel yanıtları.
Hayır. Günümüzde yeni nesil medikal tedaviler, doğru tıbbi beslenme ve klinik egzersiz yaklaşımları ile cerrahiye gerek kalmadan kalıcı kilo kontrolü sağlanabilmektedir.
Bu ilaçlar Vücut Kitle İndeksi yüksek olan, insülin direnci veya Tip 2 diyabeti bulunan hastalarda uzman hekim onayı ve gözetimi ile başlanmaktadır.
Evet. Yaşam tarzı değişiklikleri, beslenme düzeni ve gerekli görüldüğünde kullanılan medikal desteklerle insülin direnci kırılabilir ve kalıcı olarak iyileşme sağlanabilir.
Bel çevresinde yağlanma, yüksek tansiyon, yüksek kan şekeri, düşük iyi kolesterol ve yüksek trigliserid değerlerinden en az üçünün bir arada bulunmasıyla tanı konulur.
Önlem alınmazsa yıllar içinde Tip 2 diyabete dönüşme riski çok yüksekttir. Ancak erken dönemde tespit edilip tedavi başlanırsa bu süreç durdurulabilir.
Kesinlikle hayır. Tıbbi beslenme tedavisi kişinin metabolizma hızına, kan bulgularına ve eşlik eden hastalıklarına göre tamamen kişiye özel olarak planlanmalıdır.
VKİ genel bir standarttır ancak kişinin kas kütlesi oranını göstermez. Bu nedenle vücut analiz cihazları ile yağ ve kas oranının detaylı ölçümü çok daha kesin sonuçlar verir.
Genellikle çocukluk veya gençlik yıllarında ortaya çıksa da nadiren ileri yaşlarda da LADA olarak bilinen geç başlangıçlı formlarıyla görülebilmektedir.
Doğru zamanlanmış modern ilaç tedavileri, kilo kontrolü ve yaşam tarzı değişiklikleri ile birçok Tip 2 diyabet hastası insülin ihtiyacından kurtulabilmektedir.
Genellikle doğum sonrasında kan şekeri normale döner. Ancak bu annelerin ileriki yaşamlarında Tip 2 diyabet geliştirme riski yüksek olduğundan düzenli takipleri şarttır.
Evet, yemeklerden sonra aniden ortaya çıkan şiddetli tatlı yeme isteği, uyku hali ve titreme reaktif hipoglisemi olarak adlandırılan kan şekeri düşüklüğünün tipik belirtileridir.
Uzun süreli hiperglisemi başta böbrekler, gözler, kalp, damarlar ve sinir sistemi olmak üzere vücuttaki birçok hayati organa kalıcı hasarlar verebilmektedir.
Sürekli şeker ölçüm sensörleri ve akıllı insülin pompaları birbiriyle haberleşerek kan şekerini anlık olarak analiz eder ve insülin dozunu otomatik olarak ayarlar.
Evet. Tiroid hormonlarının yetersiz salgılanması metabolizmayı yavaşlatarak su tutulumuna, ödeme ve dolayısıyla kilo artışına neden olabilmektedir.
Hayır. Hastalığın durumuna göre önce medikal ilaçlar veya radyoaktif iyot (atom tedavisi) tercih edilir. Cerrahi genellikle son aşamada düşünülen bir seçenektir.
Haşimato otoimmün kronik bir hastalıktır ve tamamen ortadan kalkmaz. Ancak doğru tiroid hormon takviyesi ve beslenme planıyla hastalığın tüm olumsuz etkileri sıfırlanabilir.
Evet. Graves hastalığında bağışıklık sistemi göz arkasındaki dokulara saldırarak gözlerin dışarı fırlamış gibi görünmesine neden olan özel bir göz tutulumuna yol açabilir.
Hayır. Guatr sadece tiroid bezinin fiziksel olarak büyümesidir. Bezin çalışması normal olabileceği gibi yavaş veya çok hızlı da olabilir.
Nodüllerin yüzde doksanından fazlası iyi huyludur. Ultrasondaki görünüm kriterlerine göre şüpheli bulunan nodüllere ince iğne biyopsisi yapılarak kesin tanı konulur.
Tiroid kanserleri, özellikle en sık görülen papiller tipler, çok yavaş ilerler ve erken teşhis edildiğinde tedavide başarı oranı diğer kanser türlerine kıyasla çok daha yüksektir.
Lazer epilasyon tek başına yeterli değildir. İçerideki androjen hormon yüksekliğini baskılayan endokrinolojik ilaçlar ile birleştirildiğinde kesin ve kalıcı çözüm sağlanır.
Kesinlikle hayır. PCOS yumurtlama sorunlarına yol açsa da, uzman kontrolünde uygulanan insülin direnci tedavisi ve yumurtlama destekleri ile gebelik oldukça kolaylaşmaktadır.
Öncelikle tiroid, prolaktin veya cinsiyet hormonlarından hangisinde sorun olduğu saptanır. Kök neden bulunduktan sonra eksik veya fazla olan hormon yerine konularak denge sağlanır.
Hayır. Tesadüfen saptanan iyi huylu ve hormon salgılamayan küçük adenomlar ameliyat edilmez, sadece yıllık endokrinoloji takibine alınır.
Evet. Cushing sendromunda yüzde aydede yüzü olarak adlandırılan yuvarlaklaşma, kızarıklık ve ense kökünde yağ birikimi en belirgin fiziksel özelliklerdir.
Nedensiz aşırı yorgunluk, tansiyon düşüklüğü, açıklanamayan kilo kaybı ve ciltte belirgin esmerleşme (koyulaşma) Addison hastalığının en temel uyarıcı belirtileridir.
Üç veya daha fazla tansiyon ilacına rağmen düşmeyen tansiyonlarda mutlaka böbrek üstü bezinden salgılanan aldosteron hormonunun fazlalığı araştırılmalıdır.
Ani başlayan şiddetli baş ağrısı, aşırı terleme ve çarpıntı atakları böbrek üstü bezinin iç kısmından kaynaklanan adrenalin salgılayan tümörleri akla getirmelidir.
Başka amaçla çekilen tomografilerde tesadüfen bulunan adrenal kitlelerdir. Çoğu masumdur ancak boyutları ve hormonal aktiviteleri endokrinolog tarafından mutlaka incelenmelidir.
Evet. Hipofiz bezindeki prolaktin salgılayan tümörlerin (prolaktinoma) büyük bir çoğunluğu, hormon seviyesini düşüren özel hap tedavilerine mükemmel yanıt verir.
Değildir. Büyüme plakları kapandıktan sonra ellerde, ayaklarda, burunda ve çenede büyüme olması hipofiz bezinin fazla büyüme hormonu salgıladığını işaret eder.
Büyüme kıkırdakları henüz kapanmadan, çocukluk veya ergenlik döneminde hipofiz bezinin aşırı büyüme hormonu salgılaması sonucu ortaya çıkan durumdur.
Hastalık kelimesi sorunun direkt beyindeki hipofiz bezinden kaynaklandığını belirtir. Sendrom ise vücuttaki genel kortizol yüksekliğini anlatan çatı bir terimdir.
Hipofiz bezi vücudun ana kumanda merkezidir. Yetmezlik durumunda eksik olan tiroid, kortizol veya üreme hormonları dışarıdan ilaç olarak verilerek hastanın normal yaşamı sağlanır.
Aşırı kanamalı doğumlarda beynin hipofiz bezi oksijensiz kalarak hasar görebilir. Bu durum aylar sonra süt gelmemesi ve adet görememe gibi belirtilerle kendini belli eder.
Evet. Hipofiz bezindeki mevcut bir adenomun içine aniden kanama olmasıyla gelişir. Şiddetli baş ağrısı ve görme kaybına yol açabileceği için acil müdahale gerektirir.
Genellikle tehlikeli değildir. Hipofiz bezinin yer aldığı kemik yapının içine beyin omurilik sıvısının dolmasıdır. Çoğu hastada hiçbir hormonal sorun yaratmaz.
Evet. Vücutta suyu tutan hormonun (ADH) eksikliği nedeniyle böbrekler suyu tutamaz. Hasta günde on litreye kadar idrara çıkıp aynı oranda su içmek zorunda kalabilir.
Hayır. Uygunsuz ADH salınımı sendromunda sorun hipofiz bezindedir. Vücut gereğinden fazla suyu tutarak kandaki sodyum seviyesinin tehlikeli boyutlarda düşmesine neden olur.
En sık menopoz sonrası kadınlarda görülse de; uzun süre kortizon kullananlarda, tiroid hastalarında ve testosteron eksikliği olan erkeklerde de erken yaşlarda görülebilir.
Tam olarak değil. Osteopeni kemik yoğunluğunun normalden düşük olması durumudur, yani kemik erimesinin bir önceki adımıdır. Koruyucu önlemler almak için en kritik dönemdir.
En büyük nedeni ciddi D vitamini eksikliğidir. Kalsiyum kemiklere yeterince işlenemediği için kemiklerde yaygın sızılar ve kas güçsüzlükleri görülür.
Evet. Çocukluk döneminde D vitamini, kalsiyum veya fosfor eksikliğine bağlı olarak büyüyen kemiklerin mineralize olamaması ve eğrilmesi durumudur.
Değildir. Boynumuzdaki paratiroid bezlerinin fazla çalışmasına bağlı olarak kemiklerden kana sürekli kalsiyum çekildiğini gösterir, kemik erimesi ve böbrek taşına yol açar.
Kemiklerin yapım ve yıkım dengesi bozulur. Kemikler normalden çok daha hızlı yapılır ancak yeni oluşan kemik yapısı düzensiz, zayıf ve kırılmaya son derece müsaittir.
Evet. Kolajen üretimini etkileyen genetik bir bozukluktur. Kemiklerin son derece kırılgan olması ve gözdeki beyaz tabakanın mavimsi bir renk almasıyla kendini gösterir.
Kalsiyumun kanda normal seviyenin üzerine çıkması halsizlik, kabızlık, böbrek taşları ve ritim bozuklukları gibi ciddi problemlere neden olan medikal bir sorundur.
Kesinlikle. Kandaki kalsiyum seviyesinin düşmesi, özellikle ellerde ve ayaklarda kasılmalar, uyuşmalar ve şiddetli kas krampları (tetani) ile kendini gösterir.
Görüşme ve tedavi planlaması için uzmanımızdan hızlıca randevu alabilir, tüm tetkiklerinizi güvenle yaptırabilirsiniz.